Faiz tartışmalarının ardından dolar kuru

Faiz Enflasyon İlişkisi

 

Gündemi meşgul eden konuların başında faiz indir tartışmaları ve artık 3 TL olma  yolunda ilerleyen dolar kuru var. Amerikan Merkez Bankasının ılımlı açıklamalarıyla kur 1,46 TL ye kadar inmişti. Buna rağmen TCMB’nin çeyrek puanlık faiz indirimini beğenmeyip yapılan sert açıklamalar  dolar kurunun 1,60′ lara kadar ani yükselişinde etkili oldu. Şimdi herkes kara kara düşünüyor ne yapacağız diye.  Bu durum MB’ye yapılan sert eleştirilerin de haksızlığını ortaya koyuyor. Özellikle kişileri ve kurumları hedef alarak yapılan eleştirilerin maliyeti yüksek faizden daha pahalıya mal oldu. Sanayiciler zararın 70 milyar TL’yi geçtiğini söylediler. Dışarıdan ürün alan ithalata dayalı işletmeler neredeyse kepenk kapatacaklar. Artan enerji fiyatları da indirimlerin faturalara yansımasına da engel oldu. Şimdi bunun bedelini kim ödeyecek? Endişelenecek bir şey yoktu hani.   Demek ki yurt dışında eğitim verip doçentlik unvanı almış bir kişinin başkanlığındaki kurul piyasadaki bazı sinyalleri görüp bu kararları alıyor. Amaçları kimseye şirin gözükmek ya da onları üzmek değil. Bu kur artışının ödenmemiş dış borçların da artmasına neden olduğunu hatırlatmakta fayda var.  Ayrıca faiz indiriminin enflasyonu düşürmesi için:

1- Harcamaların ekonomiye katma değeri olan, işsizliği önleyecek ve büyüme yaratacak sektörlere  gitmesi gerekir. Ucuzlayan krediler borçlanmayı ve talebi artırırken reel sektörün elde ettiği bu kazancın yatırıma dönüşmesi gerekir. Sadece, mevsimlik işçi çalıştıran, artık karlılığı için ihtiyaçtan çok yatırım aracı haline gelmiş gayri menkul sektörüne yapılacak yatırımlar talep enflasyonuna neden olur. Sizin veya yatırımcıların aldığı krediler daha sonlara onlara ve başkalarına iş ve aş olarak geri  dönmesi gerekir. Bu da sadece sanayi yatırımlarıyla olur. İçi boş betonlar yerine fabrika dikmeniz gerekir. Kısacası kredilerin ucuzlamasıyla artan talep, üretime yansımadığı sürece enflasyonun %8′ lerde seyrettiği bir ortamda, faiz %2 lere dahi inse yaratacağı sadece talep enflasyonu olur. Şirketler talebi karşılamak için daha fazla işçi çalıştırması ve kaynak yaratması gerekir. Klasik iktisatçıların faiz enflasyon ya da yatırım kuralı, uzun dönemde üretim artırılamadığında kapasite kullanım oranına kadar olumlu gibi gözükse de sonradan maliyet artışı yaratacağı kesindir. Örneğin Keynes ve liberal ekonomiyi savunan Monetaristler’ de bu görüşü reddediyor.  Toplam talep burada önem kazanıyor. Ödünç verilebilir borçlar piyasasında piyasa dengesi, para talebi ve arzının eşitlendiği noktada oluşur. Ayrıca emeğin korunmasından bahsedildi. Artık tüketim toplumu haline gelmiş, elinde TL bulunanların tasarruflarının enflasyon ve kur atışı ile eridiği düşünülürse biz hangi emekten bahsediyoruz acaba? Asgari ücretliye TL üzerinden maaş verip dolar üzerinden alınan doğal gazı ödettiğinizde emek nasıl korunuyor? Rantçıya, ihaleciye, istifciye, karaborsacıya ve de hazırdan kazanmacıya gün doğuyor. Bana göre şu an  en başarısız ekonomik dönemlerden birini yaşıyoruz. Geçen hürriyette bir yazı vardı fındıkta ihracat rekoru kırdık diye. Daha geçen sene 25 TL ye satılan fındık bu sene kendi insanına 60 TL den satılıyor. İnsana sorarlar ne oldu da bir şey sene de %200 zamlandı. Hangi asgari ücretliye bu kadar zam yapıldı. ” Eee don meydana geldi”. Antep Fıstığı da mı dondu? Ya da inekler süt vermemeye mi başladı ki etin ve sütün fiyatı da yükseldi. Gıdadaki enflasyon benim gördüğüm en az %30-%50. Kişileri ve kurumları hedef göstererek yıpratmaya çalışmak yerine çuvaldızı kendinize iğneyi başkalarına batırmanız gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir