Gerçek, samimi dindar nasıl olmalıdır?

İnananlar ile riyakarlar arasıdaki farklar?

İnançların özü samimiyettir. Din ise kulun özgür iradesiyle Allah ile kurduğu bağdır. Kişi bunu kabul etmekle ona teslim olup,  onun  belirlediği sınırlar içinde yaşamayı kabul eder. İnancı ve ibadetleri sadece şekilden ibaret sanan ve farklı amaçlar için kullananlar ise riyakar kimselerdir. Gerçek inananlar yaptıkları ibadetleri yalnızca Allah rızası için yaparlar, dünya menfaati gütmezler.Saltanatta, makamda ve mevkide gözleri yoktur. Her durumda adaleti savunur, doğruyu söylerler. Riyakar  kişiler ile gerçek inananları belirleyen unsurlar:

 

– Kula kulluk etmemek. Maddiyata tapmamak. Allah’tan korkmak. Yüzü kızarmak.  Yalancı olmamak.

-Kişileri değil de Allah’ı memnun etmeye çalışmak.

-Makam ve mevki için küçülmemek ve menfaat için sevgi gösterisinde bulunmamak.

– Haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak.

-Başkalarının haklarını gözetmek.

-İnsanlara zulüm etmemek.

-Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmak.

-Dedikodu, iftira ve ikiyüzlülükten uzak durmak.

– Ayak kaydırmak için değil de, yardımlaşmak için örgütlenmek.

-Dini siyasete alet etmemek. İnancını dünya menfaati elde etmenin vasıtası yapmamak.

-İlim öğrenmek. Ülkesi ve insanlar için yararlı çalışmalar yapmak.

-Kamu hakkı ve yetim hakkı yememek.

-İnsanlarla iyi geçinmek, elinden, belinden ve dilinden emin olunan insan olmak.

-Şirkten (Allah’a ortak koşmaktan uzak durmak).

-Özü sözü bir olmak. İnsanların arkasından kuyusunu kazmamak.

Bu saydığım vasıflar gerçek dindar ile riyakar arasındaki farkı belirleyen vasıflardan bazılarıdır. .  Kuran mümini bir insan olmak ve ona göre yaşamak gerekir. Allah ve kuran diyenler ile Allah’tan gerçekten korkan kişiler aynı kişiler olmayabilir. Ondan korkan kişi ise haram ve şüpheli şeylerden kaçınır. Kaçınmıyorsa ya gerçekten korkmuyor ya da Allah ile aldatıyordur.

Allah rızası gözetilmeden, riya bulaştırılarak  yapılmış hiçbir ibadetin Allah katında değeri yoktur. “Ameller niyetlere göredir” hadisi bunu doğrular. Kişinin itikadı bozuksa ve yaptığı ibadetler sadece şekilden ibaretse, ona veya başkasına hiç bir şey kazandırmaz.

Müslüman kimse üzümü ye bağını sorma diyen kişi değildir. Benim karnım doysun, da benim adamım gelsin de, benim borum ötsün de diye yaltaklanıp kula kulluk etmez. Bu kimseler dünyanın geçici zevklerine aldanıp, ahiretlerini karartanlardır. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacaktır.

İnsanı kurtaracak olan mezhebi, rengi ya da ırkı değildir. Sadece yaptıklarıdır. Üstünlük ise takvadadır. Bu da haram ve şüpheli şeylerden kaçınmakla olur. Başka bir hadis “Din güzel ahlaktır.” der. Yani islam=güzel ahlak. Bu denklemi bozduğunuz an ona islam diyemezsiniz. Hangi kılığa girerseniz girin sonuç değişmez. Tüm ibadetler sizi belli bir amaca götüren araçtır. Kuranın insanlara verdiği mesaj ve gösterdiği yol gibi. Onu anlayıp bu yolda yürümeniz gerekir. İbadetleri köprüye benzetirseniz, sizin karşı tarafa geçebiliyor olmanız lazım.  Fatiha suresinde “Yalnız sana kulluk eder senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet”  ibadetin yalnızca Allah’a  olduğunu ve kişinin belirtilen o doğru yolda yürümesi gerektiği anlatılıyor. Kuranı anlamak ve ona göre yaşamak dindarın görevidir. Gerçek dindarların köprüsü maneviyata, riyakarların ise paraya, sermayeye, kişilere köpeklik yapmaya bağlıdır. İtikadınız bozuksa, mezhebiniz sizi kurtarmayacaktır.

 

İmam-ı Rabbani (r.a) şöyle buyurmuştur:
Şeklen namaz kılan,oruç tutan çok kimse vardır; fakat islamın koyduğu sınırları gözeten,haram ve şüpheli şeylerden sakınan takva sahibi kimseler pek azdır. Haklı ile haksız, samimi olan ile samimi olmayanın arasını ayıran ölçü, işte bu takva ve sakınma,yüce Allah’tan gerçek manada korkma,saygı duyma halidir.

İşitin ey ulular, âhirzaman olmuştur…
Sağ müslüman seyrektir, o da güman olmuştur…

Danışman okur tutmaz, derviş yolun gözetmez,
Bu halk öğüt işitmez, ne sarp zaman olmuştur…

Gitti beyler mürveti, binmişler birer atı,
Yediği yoksul eti, içtiği kan olmuştur…

Birbirin yavuz sanır, ettiği kalır sanır,
Yarın mahşer gününde, işi yaman olmuştur.

Yunus Emre

 

 Kişinin namazına, üzerindeki hırkasına, alnındaki secdesine bakmayınız. Onun dinar ve dirhem ile olan arkadaşlığına bakınız..

Ali Şeriati

 

Kişinin dindarlığını anlamak için ahlakına bakın. İnsanlarla ilişkilerine, yardımseverliğine, komşusuyla, iş arkadaşıyla nasıl geçindiğine, eylem ve söylem farklılıklarına, yetim hakkı yiyip yemediğine. Her şey şekilde değil manada gizlidir.

Hiçbir dindar arsızlığı, hırsızlığı ve zulümü görüp ona sessiz kalamaz veya sırf karnım doyacak diye bunun bir parçası olup, destek veremez.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardır.” hadisi ile hem şeytan hem müslüman olunamayacağını anlıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir