Önyargılar ve Geri Kalmışlık

Tanımadığımız bir insan, olay ve durum karşısında, daha fazla bilgi sahibi olmadan, dar bir çerçeve çizmek ve hüküm beyan etmek şeklinde tanımlayabiliriz. Maalesef toplumuzun maruz kaldığı en büyük sorunlardan birisidir. Bakın tarihimize hep kınanan, yerden yere vurulan daha sonra ne kadar haklı olduğu anlaşılan fikir adamları ve çeşitli insanlarla doludur. Aslında tüm dünyada da bunun örneklerini görmek mümkündür. Elektrikle ilgili buluşları olan Thomas Edison akranlardan farklı düşündüğü için ve farklı bir çocuk olduğu için zeka düzeyinin düşük olduğu gerekçesiyle okula alınmamış ve daha sonra ileriki yıllarda okul yönetimi hatasını anlayıp utanmıştır. Hatası her şeyi merak etmek ve öğrenmek arzusudur. Bu onlara göre bir eksiklik olarak yorumlanmıştır.  Ne olursa olsun insanlara birtakım etiketler yapıştırıp kafamızda hemen iyi, kötü vb. ilk izlenimimize dayanarak bir çerçeve çizmek hiç de doğru değildir. Özellikle kişinin toplumdaki haysiyet ve şerefini zedelemek amacıyla, birtakım iftiralar atmak, yakıştırmalarda bulunmak, lakaplar takmak bu insanların üzerlerinde etiket olarak kalabilir ve toplumdan hele de haksız isek onların haksız yere dışlanmalarını ve onların üzerinde toplum tarafında bir önyargı oluşmasına ve kişinin bundan maddi manevi kayıplar yaşamasına sebep olabiliriz

Örneğin birinin hakkında hemen “kötü” ve ya da“sinir bozucu” şeklinde bir izlenime sahip olduk. Bu insan diyelim ki biraz sinirli veya çabuk öfkelenen veya asık suratlı bir insan. Sözünü de gereğinde esirgemediğini düşünün. Kötü neye göre kötü? Her ne kadar öyle olsa da yağsa da gürlese de, çok duygusal iyi niyetli, yardımsever bir insan olabilir. Bir diğeri çok cana yakın, sevecen gözüküp içten pazarlıklı insanlara çok zarar veren laf getirip götüren ve saman altından su yürüten biri olabilir. Bu kişi hakkında ilk olarak iyi insan düşüncesine kapılabilirdik. O halde iyi ve veya kötü çok geniş bir kavramdır ve insanları bir iki kıstasa göre yargılamak doğru değildir.

Peki neden bir takım olayları,durumları anlamada yetersiz kalınıyor? Bunun cevabı olayları değerlendirirken kafamızdaki en kötü senaryoyu çizmemiz ve de sürecin sadece bir anını ve görmemizden veya toplumun bazı şeyleri dilden dile abartarak sunması gösterilebilir. Her zaman kavramları dar tanımlar içine sokmakta bunlardan biri.

 

 

İki kişinin kavga ettiğini düşünün o arada siz geldiniz ve X kişisi Y  ye yumruk attığını veya tartıştığını gördünüz. Kafanızda Y hakkında en kötü senaryoyu çizersiniz. Fakat olay neden oldu bu insan neden bunu yapmak zorunda kaldı diye düşünülmez. X in çok taraftarı olduğu için Y hakkında yıllarca uygulanmış bir yıldırma politikası yapılmış ve onun aleyhine işbirliği söz konusu olabilir. Çok sakinken ve iyi niyetler beslemesine rağmen, sabrı taşıp bunu yapmak zorunda kalmış olabilir. Şimdi bu insana bir anlık öfkesi yüzünden “geçimsiz “ etiketi yapıştırmak, etrafındaki gerçek suçluları iki yüzlüleri, sahtekarları,iftiracıları unutup büyük haksızlık yapılmış olur.

Kul hakkı örneğini ele alalım. Başkalarının hakkını yasal olmayan yollarla gasp etmek ve kullanmaktır sözlük anlamıyla. Kişi sadece hırsızlık yaparak kul hakkı yemiş olmaz. Her insanın toplumda bir yer edinmesi ve herkes kadar ,gereken haysiyet ve şerefe sahip olma hakkı vardır.

Sindirdiğimiz,işimize gelmediği için dışlamaya çalıştığımız insanlara leke sürmek işte bu hakkı çiğnemektir. Bu da bir kul hakkı değil mi? Bence en büyük günahlardan biridir ve helalleşmezseniz boynunuza bir yük olarak kalır

Terörist sadece terör örgütüne üye olan değildir. Kamu malına zarar veren ,çizen yazılar yazanda bir çeşit teröristtir. İki şekilde de ülkeyi zarara uğratmak vardır. İbadet sadece namaz,oruç demek değildir. Topluma yararlı olmakta bir ibadettir.

Maalesef, bilgisizlik, cehalet,saplantılar tüm bunları ayrıca doğuran şeyler. Olaylara sadece bir anlık bakmamalı her şeyi ilerisi ile gerisi ile bir bütün olarak görmeliyiz

Yoksa bu durum karanlıkta fili tanımak gibidir. Birisi bacağından tutar, sütun gibi bir hayvanmış der. Bir diğeri hortumunu tutar boruya benziyor der. Bir diğeri kuyruğundan yakalar kamçı gibi diye düşünür. Matematik de bir sayının katını almak için çarpmak gerektiğini modelleyip ezberlersek ve üzerinde düşünmez isek hayatta bu bize tam tersi olarak çıktığında bölmemiz gerektiğini düşünemeyiz.

Tarihte ki Atatürk gibi bütün lider vasıflı toplumu yönlendirmiş dahilere,imparatorluklar kuran kumandanlara bir bakın ne kadar ileri görüşlü planlamalı ve koordinasyon yeteneğine sahip olduklarını görürsünüz. Büyük İskender i tüm dünyanın sahibi yapan sadece bilek gücü değildir. Orduları bir araya toplaması,insanların güvenini kazanması,planlaması,stratejisidir.

Baskı altında yetişen,bir şeyler kendilerine dayatılmış toplumların olaylara bakış açısı işte karanlıkta fili tanımaya benzemektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir