Şiddeti doğuran sebepler

Şiddet ve kadın cinayetleri

Gün geçmiyor ki medyadan şiddet ve cinayet haberleri eksik olmasın veya bazılarımız hayatında şiddete maruz kalmayalım. Özellikle kadına yönelik şiddet zavallı kişilerin başvurduğu  belki de en alçakça olan davranış biçimidir. Toplumda sorunların şiddetle çözülmeye başlanması hastalıklı  ruh halinin göstergesidir. Gücü yeten yetene sloganıyla yola çıkmış, hep başkalarını ezerek üstünlük sağlayacağına inanmış biçarelerin yarattı sistemin armağanıdır.

İnsanlara örnek olması gereken siyasilerin, sanatçıların küfürleştikleri, tekme tokatla birbirlerine saldırdıkları düşünülürse, mayfa filmlerinden etkilenen sıradan cahil insanların yaptıkları anormal hareketlere şaşırmamak gerekir. İnsanca tartışıp sorunları çözmeyi başaramayan kişiler ülkenin sorunlarını nasıl çözebilir sizce? Siyasetçi denilen kişi yurt dışından ithal edilmiyor. Onlar da bu sistem içerisinde sivrilmeyi başarabilmiş kendi yarattığımız figüranlar. Siyasetçi toplumun aynasıdır. Halk nasılsa yöneticileri de öyle olur. Bataklıktan gül yetişmez. Şiddette medyanın olumsuz örnek teşkil edebilecek davranışları ve özendirici

tutumunun etkisi de yabana atılamaz. Her gün cinayet ve kaçırılma haberlerinin anlatıldığı programların artması onlara reyting kazandıracak malzemenin de artmasından kaynaklanıyor.

Şiddeti doğuran nedenler arasında, yetiştirilme tarzı, iletişimsizlik, ekonomik ve sosyal sorunlar sayılabilir. Kendini eğitememiş kimseler yetiştirdikleri çocukları nasıl eğitip  güzel ahlak sahibi yapabilirler. Geleneksel toplumun ataerkil yapısı içinde kıvranan baskılanmış beyinler kadınları sadece cinsel obje olarak görmekte, namus kavramını ise bacak arasına hapsedip her türlü namussuzluğu yapabilecek duruma gelmişlerdir. Namus kavramı düşüncede başlayan ve devam eden önemli bir husustur. Muhafazakarlık söylemi arttıkça cinayetlerin ve dolandırıcılığın artması, rüşvetin,  iltimasın ve hazırdan kazanmanın hız kazandığı, ahlak kavramının sadece şekille açıklandığı  sistem muhafazakarlığına  işaret eder. Gençlere küçük yaştan itibaren entrikayı, hileyi, içten pazarlılıklığı ve samimiyetsizliği öğretiyorlar. Anneyi çocuğa, çocuğu babaya ve arkadaşlarına karşı örgütlemeyle başlayan sistemde böl ve yönet mantığı ön plana çıkıyor. Milyonlarca kişinin oturup izlediği dizilere bakın hepsinin ortak özelliği karşılıklı kuyu kazmanın, kabadayılığının, enrikanın yoğun olarak işlenmesi. Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in bize kazandırdıklarını anlatan bir belgeselin evlilik programları ve burada yapılan dedikodular kadar ilgi çekici olmamaya başlaması toplumun eğilimlerini ve ilgi alanları yansıtması açısından önemlidir. Artık siyasetçiler bize kızacak diye eleştiri programları ve güncel haberlerler reyting kaygısıyla geri plana atılıyor. İnsanlara diktatörlüğü değil de, paylaşımcılığı, dürüstlüğü ve samimiyeti öğretmek gerekiyor. Fikir özgürlüğünün olmadığı çağdaş bir ülke düşünülemez. Tartışmayan, sorgulamayan cahil beyinler şiddete eğilimli hale gelir. Kendilerini ifade edemedikleri için bu yola başvururlar. Diktatörlükten demokrasiye geçmiş toplum kadına ve onun haklarına saygı duyar. İşsizlik ve yoksulluk gibi ekonomik sorunların artması aile içi şiddeti artırıyor.

Hukuk sisteminin yozlaştırılması, kişiye göre işler hale gelmesi ve yasaların herkes için adil olarak uygulanabilmesi konusundaki kuşkular ve boşluklar hırsızlığın, arsızlığın ve yandaşçılığın artmasına neden oluyor. Her inanç siteminin temelinde ahlak ve ilim olması gerekir. İnsanlara yıkmayı değil de yapmayı, itmeyi değil de kaldırmayı öğretmeniz gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir